Bazen huzur, mücadeleden daha zor kazanılır.
Hayat bazen savaşla, bazen dinginlikle kendini gösterir. İçimde hep bir susuzluk vardı; hep bir boşluğu doldurmak, ulaşılması güç şeylerin peşinden gitmek isterdim. O dönemlerde her engel, varoluşumun kanıtıydı; mücadele, beni ben yapan bir ritüeldi.
Sonra bir gün çalışma hayatımı sonlandırdım. İlk başta bu, sadece bir karar gibi görünüyordu; fakat kısa sürede hayatımın ritmi değişti. Zaman daha yavaş akıyor, sessizlik daha derin, her şey daha netleşiyordu. Ve o an, içimde tuhaf bir his uyandı: eski benliğime ihanet ediyormuşum gibi…
O eski tarafım, beni diri tutan, ayakta tutan tarafımdı. Şimdi onun emeğini hiçe sayıyormuşum gibi geliyordu. Fakat zamanla anladım ki, huzur ihanet değil, bir ödül… O eski benin emeğinin, çabasının ve dayanıklılığının meyvesiydi. Artık “hayatta kalmak” için değil, “yaşamak” için bir alan vardı.
İçimizdeki savaşçı taraf bazen huzuru teslimiyet sanır. Oysa durmak, yavaşlamak, içsel sessizliği kabul etmek de bir eylemdir; bazen en cesur eylem budur.
Eski benliğimizle vedalaşmak, onu unutmak değil; ona teşekkür etmek, ondan aldığımız gücü yeni bir yolculuğa taşımaktır. Hayatın bir evresi kapanırken, diğerinin kapısı açılır. Ve biz, artık daha dengeli, daha bilinçli ve daha huzurlu bir versiyonumuz ile karşılaşırız.
Huzur, savaşın kazanıldığı yerdir. Ve bazen, en büyük mücadele, kendimize izin vermek ve durmaktır.



Değişimtim mi diyorsun yani
Değişiyorum ve gelişiyorum 😅