Bir gün anlar insan…Döngüden çıkmak, bir başkasını değiştirmekle değil…Kendine başka bir yerden bakmakla başlarmış.Bir şeyleri hep dışarıda ararken,içinde ne kadar çok şey biriktirdiğini fark edermiş. Sevilmek ister, görülmek ister, anlaşılmak ister…Ama tüm bu isteğin içinde, kendi sesini susturduğunu fark eder bir anda.Ne kadar çok beklemiştir oysa, birilerinin onu “fark etmesini”. Oysa en çok kendinin fark etmesi gerekiyordur kendini. Kolay değildir ilk zamanlar. Çünkü alışkanlıklar, duygulardan çok daha güçlüdür. Bir ilgi sözcüğüyle, bir sıcak bakışla,içinde eski yaralar uyanır. Yine o tanıdık çekim, yine aynı his… Ama bu defa susar insan. Kaçmaz, tutunmaz da. Sadece hisseder.
Ve anlar ki… o his, ona ait olmayan bir ihtiyacın yankısıdır. Zamanla öğrenir kendini duymayı. Bir şeylerin eksik olduğu anlarda başkasına değil, kendine dönmeyi.
Bazen sessizce söyler kendi kendine:
“Tamam… korktun.”
“Yine terk edilmekten korktun.”
Ama bu kez bir fark vardır.“Bu sefer ben buradayım.” der içinden bir ses.Ve tam o an… bir şey kökten değişir. Artık ne savaşacak bir yer vardır,ne de kanıtlayacak bir şey. İlgiyle değil, sessizlikle iyileşir içi. Birinin onu sevmesi değil,kendi sevgisini tutabilmesidir artık dönüştüren. Ve fark eder…Bazen sevgi kocaman bir sessizliktir. Bir kalbin kendiyle barışması,bir ruhun sonunda dinlenmesi gibi…Artık ilgiyi değil, huzuru arar insan. Sarsmayan, taşırmayan bir hâli. Sevginin sessiz hâlinde kalabilmeyi öğrenir. Ve bilir…Gerçek sevgi orada,işte o sessizlikte başlar.
İlgiden Huzura, Sevgiden Kendine


