Her gelen ev sahibi olmaz. Yolcu yolundaymış hep, ama biz bunu görmezden gelmişiz. Hayatımıza giren insanları, sanki hiç gitmeyeceklermiş gibi yerleştirmişiz. Oysa bundan vazgeçmek gerekirmiş. Ben bunu hayatın daha başındayken anladım. Gelen herkese, kendi evindeymiş gibi “rahat et” dememek gerekiyormuş. Çünkü biz kapımızı sonuna kadar açsak bile, hayatımıza girenlerin misafir olmanın çekingenliğini ve tedbirini koruması gerekirmiş.
Hayatımıza giren insanlara en güzel şeyleri hazırlarız. Kendimizi, zamanımızı, emeğimizi, sevgimizi, hatta hayallerimizi ortaya koyarız. Tıpkı özenle hazırlanmış bir sofra gibi… Her şey kusursuz olsun isteriz, öyle de olur. Ama günün sonunda sofradan kalkanlar doyup giderken, bize sadece bulaşıklar ve artıklar kalır.
O yüzden artık her gelen için büyük sofralar kurmuyorum. Kim gerçekten kalmak istiyorsa, elini taşın altına koysun. Çünkü bir sofranın değerini, ona emek verenler bilir.


