Bazen insan, aynı hislerle farklı insanlarda buluşur. Yüzler değişir, zaman değişir… ama duygunun rengi hep aynıdır. Bir şeyin sürekli tekrarladığını hisseder, ama nedenini tam anlayamaz. “Yine aynı hikâyenin içinde buldum kendimi.” der belki. Oysa başta her şey hem çok farklı hem de çok tanıdıktır sıcak, çekici, güvenli. Sanki yarım kalan bir şey bu kez tamamlanacak gibidir. Ama bir süre sonra o tanıdık boşluk, sessizce geri gelir. Eksik olan yine eksiktir.
Belki de kökü çok eskiye uzanır bu döngünün. İnsanın çocukken yeterince görülmemiş, anlaşılmamış yanlarına… O küçük kalp, bir bakışa, bir onaya, bir “sen değerlisin” sözüne muhtaç kalmıştır belki.
Ve yıllar geçse de o ihtiyaç, yetişkinliğin içine sızar. İlgiye dönüştürür kendini; çünkü ilgi, sevgiye benzer.
Ama kısa sürer, geçicidir. Yine de insan, o anlarda var olduğunu hisseder. Sanki içindeki çocuk nihayet görülmüştür ta ki sessizlik yeniden başlayana kadar.
İşte o an, fark ediş başlar. İlginin, sevgi olmadığını… Görülmenin, anlaşılmak anlamına gelmediğini…
Ve tüm o çabanın, aslında geçmişte duyulmamış bir sese cevap aradığını fark eder insan.
Belki yıllardır sevgi değil, onay arıyordur. Birinin sözüyle değer kazanırken, kendi iç sesini kısmıştır.
Ve o döngüde, hep aynı duyguda bulmuştur kendini. Eksik, ama umutla bekleyen bir yerde.İlgiyle sevilmeyi karıştırmak kolaydır. Görülmekle anlaşılmayı da. Belki de bu yüzden insan, defalarca aynı yere döner. Belki de mesele hep aynı yere dönmek değil, bu kez oradan nasıl çıkacağını öğrenmekti.
Ve sonra, insan bir gün anlar… Döngüden çıkmak, bir başkasını değiştirmekle değil, kendine başka bir yerden bakabilmekle başlarmış. İlgiden huzura,sevgiden kendine…


