Ben, gül bahçesinde eline hiç diken batmadan büyütülen, sonra da dikenlerin tam ortasına bırakılan o kızım.
Uzun süre, hayatın hep yumuşak dokunuşlardan ibaret olduğuna inandırılmıştım.
İnsanlar hep anlayışlı, yollar hep pürüzsüz, her şey daima çiçek kokulu olmalıydı. Oldu da.
Meğer ben bir bahçede değil, özenle kurgulanmış bir yanılsamanın içinde büyümüştüm.
Ve gerçek dünya, kendini kokusuyla değil, önce dikenleriyle hatırlatırmış.
Bir gün, o korunaklı bahçenin kapısı aralandı.
Ve ben kendimi bir anda dışarıda, o “gerçek” dünyanın dikenleri arasında buldum.
Renkler belki aynıydı ama dokunuşlar tamamen farklıydı.
Artık her şey daha keskin, daha acımasız ve daha gerçekti.
İlk dokunuşta, ilk tökezlemede, ilk sessizlikte ve ilk büyük hayal kırıklığında canım yandı…
O zaman anladım: Ben hayatı tanımıyordum, sadece ondan titizlikle korunmuştum.
İlk tepkim isyandı.
“Hayat bu kadar zor olmamalıydı,” diye haykırdım.
“Ben kötü bir şey yapmadım ki, neden canım bu kadar yanıyor?”
Bu soruların cevabını dışarıda aradım ama cevap içerideymiş.
Zamanla anladım ki, dikenlerin de kendilerine has bir dili var.
Sessiz ama acımasızca dürüst konuşuyorlar.
Her biri bana o güne dek öğrenmediğim bir dersi öğretti:
Sabrı, sınır çizmeyi, korkuya rağmen cesareti, seçim yapmanın ağırlığını ve sevginin bile çaba gerektirdiğini.
Artık biliyorum; büyümek sadece güzel çiçekleri koklamak değilmiş.
Büyümek, o dikenler tenine batsa da acıya rağmen şefkatli kalabilmekmiş.
Aldığım her yara, beni kendimle biraz daha tanıştırdı.
Her kayıp, görünmez bir zırh gibi beni biraz daha güçlendirdi.
Evet, bazen hâlâ o eski, yumuşacık pamuklara sarıldığım bahçeyi özlüyorum. O naif kızı…
Ama artık oraya dönmek istemiyorum. Çünkü nostalji bir sığınak değildir.
Ben o bahçenin korunan kızı olmayı çoktan geride bıraktım;
ben, bana sunulan o diken tarlasını, kendi elleriyle bir gül bahçesine çeviren kadın oldum.
Artık ellerimde izler var; bunlar, ödediğim bedelin ve kazandığım zaferin imzası.
Kalbimde ise, kimsenin yerinden sökemeyeceği kökler var.
Ve şimdi şundan eminim:
Bahar, size sunulan hazır çiçekler değil; canınız yana yana toprağa saldığınız o köklerdir.
Ve ben, kendi baharımda, dimdik ayaktayım.


