Ben kırmızıyım; ateşim, enerjim, varoluşum kırmızı. Hayatın her anına coşku katan, durmaksızın akan bir nehir gibi… Kırmızı, benim cesaretim, isteklerim, arzularım. Ben kırmızıyım çünkü duramam, susamam, kendimi gizleyemem. Kırmızı benim fark edilme ihtiyacım, kırmızı benim kendimle yüzleşme cesaretimdir.
Ama… Tutkum, sevgim mavidir; çünkü mavi olmadan ben tamamlanmam. Mavi; huzur, güven ve derinliktir. Ateşimi dindiren su gibi, kalbimi sakinleştiren bir liman gibi. Kırmızı gibi güçlü, coşkulu ve bazen savunmasız bir ruhu besleyen mavidir.
Hayatımda kırmızı olmadan yol alamam, ama mavi olmadan da varlığımın anlamını bulamam. Tutkularımın ve hislerimin dengesi mavide gizli. Sevgiye, aşka ve yakınlığa dair içimde taşıdığım tüm derin hisler, mavinin sakinliği ve güveniyle anlam kazanır.
Belki de biz insanlar tam olarak böyleyiz: Ateşi ve suyu bir arada taşıyan, hem coşkulu hem derin, hem cesur hem kırılgan.
Kırmızı yanım hayatın hızını, heyecanını ve dinamizmini taşırken; mavi yanım, kalbimin ritmini, sevgimin derinliğini ve ruhumun huzurunu gösterir.
Ben kırmızıyım… ama mavi olmadan tamamlanmam. Ve belki de gerçek aşk, gerçek tutku, ancak bu iki rengi bir araya getirebildiğimizde ortaya çıkar.


