Bazen bir şey biter ama kalp bunu bitiş olarak algılayamaz. Sanki yalnızca kısa bir ara verilmiş gibi gelir. Bir yan huzurludur; çünkü yaşananlar yerini bulmuştur. Diğer yan ise hâlâ “ya olsaydı” ihtimallerinde dolaşır. İnsan o arada kalır. Ne tam vazgeçebilir, ne de tam bekleyebilir. Sadece sessiz bir merak taşır içinde. Belki o merak, özlemden çok tamamlanmamışlığın yankısıdır. Zamanla anlaşılır ki bazı hikâyeler geri dönmek için değil,kendini fark etmek için gelir.
Birini sevmek, bazen insanın kendine biraz daha yaklaşmasıdır. Ve bir gün gelir, kalp fark eder: Bitiş sandığı şey, aslında bir dönüşümün sessiz kapısıdır. Mola gibi hissedilen o alan,kabullenişin ilk adımıdır belki de. Artık beklemek gerekmez. Olanı onurlandırmak yeter. Çünkü her hikâye, bittiği yerde değil;insanı değiştirdiği yerde iz bırakır.
Ve belki de işte tam orasıdır, zamanın soluklandığı yer.
Zamanın Soluklandığı Yer


